CÜNEYT ASAN

Bostancı’daki küçük bir kasap dükkanından dünyaya açılan dev bir markaya dönüşen Günaydın Et’in kurucu ortaklarından Cüneyt Asan’ın en büyük isteği, sırtında etle heykelinin Taksim Meydanı’na dikilmesi… “Bir kasap da olsanız, işinizi layığıyla yaptığınızda heykeliniz dikilebilir” diyen Asan ile Günaydın markasının hikayesini, hedeflerini ve hayallerini konuştuk.

Etle nasıl tanıştınız?

1960’lı yılların başında, ben çok küçükken, ailem Erzincan’dan İstanbul’a göç edip Bostancı’da şu anki lunaparkın olduğu mahallede bir gecekonduya yerleşmiş. Öğrencilik yıllarımda, ailece yaşadığımız ekonomik sıkıntılardan dolayı okulu bırakarak erken yaşta iş hayatına adım attım. Okulu bıraktığım yıllarda para kazanmam gerektiği için derslerimde de başarı sağlayamadım ve maddi imkansızlıklardan dolayı aileme destek olmak için iş hayatına atıldım. Bostancı Kasaplar Çarşısı’ndaki bir kasap dükkânında işe başladım, etle de orada tanıştım. 15 yaşıma geldiğimde bu işin benim için bambaşka anlamlar içerdiğini fark ettim. Sanki kasaplık benim için yaratılmıştı. Eti çok farklı tutuyordum ve başka türlü kesiyordum. Askerden döndüğümde Nimet ve İsmet Yalçın kardeşlerle çalıştırdığımız kasabı satın aldık ve ortaklığa adım attık.

Bostancı’daki kasap dükkanı nasıl oldu da Günaydın Et markasına dönüştü?

Bostancı’da küçük bir kasap dükkanı olarak çalışmaya başlayan Günaydın Et, bugünlere “Et Bizim İşimiz” diyerek, kalite ve lezzet konusunda asla ödün vermeden çalışarak geldi. İstanbul Anadolu yakasının en popüler et lokantalarının başında gelen Günaydın Et, bugün her biri öz sermayeyle kurulmuş şubeleri, bir merkez lojistik ve bir merkez depo olmakla birlikte restoran sektöründe Türkiye’nin devleri arasında. Günaydın Et, çiğ et üretimi ve satışı gerçekleştiriyor ayrıca restoran sektöründe hizmet veriyor. Et ile birlikte kullanılan malzemelerin her biri özenle seçilmiş olan üreticiler tarafından Güneydoğu Anadolu’dan getirtiliyor ve tazeliğini koruyor.

Size “sanatçı kasap” diyebilir miyiz?

Ben insanların yaptıkları işle anılmasından yanayım. Böyle anılıyor olmak, beni gerçekten mutlu ediyor. Bütün güzel terimleri kullandılar benim için. Etin ordinaryüsü, profesörü, dekanı, rektörü, Maradona’sı gibi isimler yakıştırdılar. Bu benim için bir motivasyon da oluyor çünkü insanların sizi konumlandırdıkları yerin hakkını vermek için daha çok çalışıyorsunuz.

Sizce başarı sadece çalışarak mı elde edilir?

Başarı şans eseri gelmez, emek ister. Ben asla şansa inanmam. Şans ve tesadüf diye bir şey yoktur; sebepler vardır. Sebeplerle hedefinizi çizer, etik olmak kaydıyla mücadeleye başlarsınız. Yaptığınız işte farklılıklar yaratıp kapalı kutu içerisinde yaşamazsanız işiniz sizi iyi bir noktaya taşır. Dünyadaki rakiplerimizin hızla ilerlediğini, yerinde saymadıklarını hiç unutmamamız lazım. 46 sene önce kasap çırağı olarak başladığım bu işe kimlik kazandıran bir iş adamı olarak geriye baktığımda kendimle gurur duyuyorum. Sektöre yeni çocuklar yetiştirip onların Türkiye’nin önemli markalarının sahipleri olarak görmek bana gurur veriyor. Çünkü ben bir ustayım. Çok sevdiğim bir söz vardır; “Usta; yeryüzüne köklerini, gökyüzüne dallarını salmış bir çınar gibidir.” Benim dallarımın da başarıları beni ölümsüz kılacaktır. O yüzden bu konuda asla egom yoktur. Onların başarısı benim başarım demektir. Ama tabii ki vefa olduğu sürece…

Sizi bu noktalara ulaştıran en büyük hayaliniz neydi?

Benim en büyük hayalim işimde farklılaşmak, başarılı olmak ve kasaplık mesleğine kimlik kazandırmaktı. Çünkü kasap çırağı olarak çalıştığım yıllarda erkeklere kasap oldukları için kız bile vermiyorlardı. Kimliği oluşmamış bir meslekti. Meslektaşlarımın ve benim yaşadığımız bu sıkıntıları gördükçe kendime bir misyon edindim. Şimdi baktığımda, benim getirdiğim yenilik sayesinde tüm genç çocuklarımız kasaplarda çalışmak, steakhouse açmak istiyor. Bu benim için bir gurur ve onur kaynağı. Ülkemize kattığım bu inovasyondan dolayı da benim en büyük isteğim sırtımda etle heykelimin Taksim Meydanı’na dikilmesi. Kısacası bir sembol olarak düşündüğüm heykelin dikilişinin en önemli sebebi “Bir kasap da olsanız, işinizi layığıyla, aşkla, sevdayla, onurla, gururla yaptığınızda heykeliniz dikilebilir.” algısını yaratmak.

Marka olabilmenin en önemli şartı nedir?

Doğru hedef kitleyi belirleyip o doğrultuda ilerlemek. Belirgin ve net bir konumlandırmayla yola çıkılmalı. Markaların başarısı yarattığı duygulara bağlıdır. Markalaşmanın en önemli sırrı, memnun müşterinin tavsiyesi. Bu yüzden de iletişime çok önem vermek gerekiyor. Ayrıca tutarlı bir biçimde standartlara uymak gerekli. En önemlisi de uzun vadeli planlar yaparak yola çıkılmalı. Kendi markamızla ilgili konuşursak, şunu gururla söyleyebilirim ki kırmızı eti güzel ülkeme sevdiren öncü markaların başında geliyoruz. Lezzet kalitesini koruduktan ve kendi damak zevkimize iyi gelen tadı misafirlerimize hilesiz, olduğu gibi aktardıktan sonra et dünyanın en lezzetli yiyeceği. Ama doğru eti seçmek de çok önemli tabii ki. Günaydın markası olarak çiftliğimizde kendi etimizi, kendimiz üretiyoruz. Çiftlikteki canlılarımız sağlıklı, doğal koşullarda mutlu canlılar olarak yetişiyorlar. Onların mutlu olması da bize otomatikman sağlıklı et olarak dönüyor. Mutlu olmanın yolu bence mutlu yemekten geçiyor. Sofradan lezzetin zirvesinde kalkarsanız bu hayatınıza da mutluluk olarak yansır ve her şeyi pozitif görmenizi sağlar.

Şu an kaç farklı konseptiniz, kaç şubeniz ve kaç çalışanınız var?

Türkiye’nin ilk ve tek, dört konseptli markasıyız. 7’den 70’e her kesime hitap etmek amacıyla konseptlerimizi oluşturduk. 46 sene önce Bostancı Kasaplar Çarşısı’nda küçük bir kasap dükkanı olarak başladığımız markalaşma yolcuğumuza kısa bir süre sonra kebap konseptimizi de ekledik. Sonrasında steakhouse konseptini oluşturduk. İstinyePark’ın açılmasıyla birlikte ise köfte döner konseptiyle AVM’lere, en önemlisi de Avrupa yakasına giriş yaptık. Şunu gururla söyleyebilirim ki köfte döner konseptimiz AVM’lerde şu anda ciro rekortmeni. Toplamda 2 bin 500 çalışanımızla sektöre istihdam sağlıyoruz.

Sağlık, şirketinizi önem sıralamasında nerede yer alıyor?

Öncelikle sağlıklı beslenmek için doğru eti seçmek çok önemlidir. Kaliteli,lezzetli ve sağlıklı et yemenin yolu, doğru ırk, doğru beslenme,doğru kesim, doğru dinlendirmeve doğru pişirme sürecinden geçer. Şunu asla unutmamalıyız; “Neyerseniz, o olursunuz.” Kırmızı et,vücut tarafından en iyi kullanılan protein kaynaklarından biri olmakla birlikte. Çinko, demir mineralinin en zengin besin kaynağıdır. A, C, D, E, B6, B12 vitaminleri yanında fosfor, potasyum gibi vitamin ve minerallerde içerir. Dolayısıyla bu besin değerlerine baktığımızda toplumda yaygın olarak görülen beslenme yetersizliğini büyük ölçüde azaltabilen bir gıda ürünüdür.