PROF. DR. TEZER KUTLUK

Bundan tam iki yıl önce Dünya Kanser Kontrol örgütü (UICC) başkanlığına ilk kez bir Türk bilim insanı getirildi. Hacettepe üniversitesi Kanser Enstitüsü Çocuk Onkoloji Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tezer Kutluk, yaklaşık170 ülkenin üye olduğu UICC’deki görevi sırasında pek çok önemli çalışmaya ve ilke imza attı. Başkanlığı sırasında dünyanın önde gelen kanser liderleriyle birlikte çalıştı ve iki yıl boyunca kansere karşı küresel eylem çağrısı yaparak hastalığa en üst düzeyde dikkat çekilmesini sağladı. Prof. Dr. Kutluk, Global Health’in sorularını yanıtladı.

Başkanlığını yaptığınız Dünya Kanser Kontrol Örgütü ne gibi çalışmalar yürütüyor?

1933’te kurulan Dünya Kanser Kontrol Örgütü (UICC), dünyanın en eski ve en büyük kanser örgütlerinden biri. Genel merkezi İsviçre-Cenevre’de. 162 ülkede, kanserle ilgili sivil toplum örgütleri, araştırma/tedavi merkezleri, devletlerin sağlık birimleri ve hasta gruplarından oluşan 1000’den fazla üyesi var. Dünya Sağlık Teşkilatı, Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gibi kuruluşlarla işbirliği anlaşması var. UICC’nin temel amacı, küresel düzeyde kanser yükünü azaltmaki.in kanserle ilgilenen kuruluşları bir araya getirmek, eşitliği geliştirmek ve kanser kontrolünün küresel sağlık ve kalkınma gündeminde olmasını sağlamak. UICC, dünyanın en büyük kanser örgütü olarak onkoloji ile ilgili tüm kişi ve kuruluşları bir araya getirir, dünyanın farklı bölgelerindeki çok sayıdaki üye dernekle birlikte kanseri küresel ajandaya sokmak için üst düzeyde savunuculuk yapar ve küresel düzeyde kapasite geliştirmeye katkıda bulunur. Her yıl Dünya Kanser Liderler Zirvesi’ni yapıyoruz.2015’te Dünya Kanser Liderler Zirvesi’ne İstanbul’da ev sahipliği yaptık, 250 kadar önde gelen lideri bir araya getirdik. 2016 Kasım ayında da Paris’te Dünya Kanser Kongresi’ne başkanlık yaptım. Başkanlığım sırasında UICC dünyadaki üye sayısını 162 ülkede 1000’den fazla üye düzeyine getirdi. Dünya Kanser Bildirgesi’ni 2008 yılında yayımladık ve 2013’te güncelledik. Kasım ayında Paris’te Dünya Kanser Deklarasyonu Raporunu yayımladık. Bu raporda deklarasyon hedeflerinin küresel düzeyde çok sayıdaki ülkede durumunu, hedeflerin ne oranda gerçekleştiğini belgeledik. 2015 yılında Cenevre’de çocuk kanserleri çalıştayı düzenledim. Dünya Sağlık örgütü’nün Temel İlaçlar Listesi’nin2014 yılı revizyonunda UICC bu çalışmanın koordinatörü olarak görev aldı.

Türkiye’den bilim insanlarını, bu tip uluslararası kuruluşlarda başkanlık düzeyinde çok nadir görüyoruz. Uluslararası bir kuruluşta başkanlık yapmak sizin için nasıl bir tecrübeydi?

Böylesine önemli bir sivil toplum örgütünün başkanlığını yaptığım için gurur duyuyorum. 1983 yılında Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu’nda gönüllü olarak çalışmaya başladım. 2009-2011 yıllarında Brüksel’de yerleşik ECL, Avrupa Kanser Dernekleri’nin başkanlığını yaptıktan sonra bir sonraki uluslararası sorumluluk için hazırdım. 1996’dan itibaren UICC ile çalışmaya başladım ve 2008’de UICC Dünya Kanser örgütü’nün yönetim kuruluna seçildim. Sonrasında 2014-2016 yılları UICC Başkanı olarak seçildim. Bu olağanüstü bir deneyimdi, dünyanın önde gelen kanser liderleriyle Cenevre’de dernek merkezinde deneyimli bir ekiple çalışma fırsatım oldu. 2014’te Birleşmiş Milletler, bulaşıcı olmayan hastalıkların konuşulacağı genel kurul toplantısının açılışında konuşmak üzere sivil topluma bir çağrı yaptı ve dünyanın önde gelen sivil toplum örgütlerinden adaylar gösterdiler. Ben de gösterilen adaylar arasındaydım ve BM Genel Kurulu’nun açılışında sivil toplumu benim temsil etmeme karar verildi. Dünya Sağlık Örgütü Başkanı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Fonu Başkanı ile birlikte açılış oturumunda konuştum. Bu hayatımın en önemli konuşmasıydı ve çok heyecan vericiydi. Konuşmamda 195 ülkenin temsilcilerine bulaşıcı olmayan hastalıklar konusunda sivil toplum görüşlerini yansıtma fırsatını buldum. Başkanlığım sırasındaki bir başka önemli olay, Kasım 2016’da Paris’te düzenlediğimiz Dünya Kanser Kongresi’nin başkanlığını yapmış olmam. Bu toplantının açılışını Fransa Devlet Başkanı François Hollande ile birlikte yaptık. Açılışımıza İspanya Kraliçesi Queen Letizia Ortiz, Fas, Ürdün ve Suudi Arabistan prensesleri ve 11 ülkenin sağlık bakanları katıldılar. Önemli devlet adamlarının toplantıya katılması, kansere karşı güç birliği oluşması, devletlerin gündemine kanserin girmesi ve öncelik alması açısından önemliydi. Böyle bir uluslararası örgütü yönetmek, ciddi fedakarlık gerektiriyor. çok yoğun bir tempoda çalışmayı, deneyimi, dünya genelinde önemli bir ağı ve tutkuyu gerektiriyor. Zor bir görev ancak kanser konusunda dünyanın en önde gelenleriyle çalışmak ve sağlık politikalarına yön verebilmek için önemli bir fırsat sunuyor.

Başkanlığınız döneminde Kanser Atlası ilk kez Türkçe yayımlandı.

Amerikan Kanser Derneği, Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi, UICC Kanser Atlası’nın 2. baskısını hazırladılar. Biz de bu güzel kaynağı Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu adına Türkçe’ye çevirdik. Kitap hem vatandaşlara hem de sağlık profesyonellerine temel ve ileri düzeyde bilgi sağlıyor. Rusça, İspanyolca, Türkçe, Arapça ve bir çok başka dile çevrildi. Türkçe baskısını 2015’te İstanbul’da düzenlediğimiz Dünya Kanser Liderler Zirvesi’nde tanıttık.

Göreviniz sırasında hedeflerinizi istediğiniz noktaya ulaştırabildiniz mi? Gerek koruyucu sağlık hizmetleri gerekse tedaviye erişim konusunda tüm dünyada gelinen nokta nedir?

Başkanlığım döneminde UICC tüm paydaşları ile birlikte kansere karşı küresel savaşta en önde rol oynayan örgütlerden biri oldu. Dünya Kalp Derneği, Uluslararası Diyabet Derneği, Solunum Hastalıkları Derneği, Alzheimer, MSH, FCA gibi derneklerle birlikte NCD Alliance adı verilen bulaşıcı olmayan hastalıklarla savaşan gruplarla birlikte çalışmaya devam etti. Dünyadaki tüm ölümlerin%60’ı, kalp hastalıkları, kanser, diyabet,kronik solunum hastalıkları gibi bulaşıcı olmayan hastalıklar sebebiyle gerçekleşiyor. Birleşmiş Milletler’in 2011 yılında bulaşıcı olmayan hastalıklara karşı kararlar alması üzerine, Dünya Sağlık Örgütü, 2025’e kadar bu hastalıklardan ölümleri %25 oranında nasıl azaltılabileceğinin planını yaptı. Bu ulaşılabilir, iyi bir hedef. Hükümetler, sivil örgütler, akademi, hasta grupları, özel sektör ve tüm paydaşlar bu hedefe ulaşmak için birlikte çalışmalılar. Dünyanın hala korunmaya yönelik stratejilerin yaygın ve etkin kullanımında sorunları var. Tedaviye erişim, dünyanın bir çok bölgesinde hala sorun. Bulaşıcı olmayan hastalıkların maliyeti sadece düşük gelirli ülkeler değil, zengin ülkeler için bile sorun. Bunun içindir ki, UN, WHO, IARC, IAEA,UICC ve diğer örgütler bu konulara odaklanıyor. Sıra artık ülkelerin bu politikaları hayata geçirmelerine geldi.

Dünyada kanser daha mı sık görülmeye başlandı? Türkiye bu artıştan nasıl etkileniyor?

Globocan 2012 verilerine göre, her yıl 14 milyon birey kansere yakalanıyor ve 8 milyonu ölüyor. Mevcut eğilimler aynen devam ederse sadece nüfus artışının etkisiyle 2030 yılında her yıl görülen yeni kanser vakası sayısı 21.6 milyona, her yıl kanserden ölen sayısı ise 13.3 milyona çıkacak. Türkiye’de ise her yıl 175 bin kişi kansere yakalanıyor. Nüfusun artması, beklenen yaşam süresinin uzaması, şehirleşme gibi faktörlerle Türkiye’de kanser artıyor. Kanser için artık “çağımızın vebası” gibi ifadeleri terk edip kronik bir hastalık olduğundan bahsediyoruz. Hastalığın algılanmasında neler değişti, neler değişmeli? Uzun yıllar kanser, tedavisi olmayan amansız bir hastalık olarak görüldü. Ancak bunun tamamen değiştiğinin farkında olmalıyız. Tüm kanserlerin %30-40’ının korunmaya yönelik stratejilerle (tütün kontrolü, sağlıklı beslenme ve fiziksel olarak aktif olma, obezite kontrolü, sağlıklı yaşam tarzı, hepatit B ve HPV aşıları gibi yöntemlerle) önlenebildiği, meme, rahim ve kalın bağırsak kanserlerinde tarama yöntemleri ile erken tanının mümkün olduğu ve tedavi başarılarının erişkin kanserlerinde %70’lere, çocuk kanserlerinde ise %85’lere ulaşabildiği dikkate alındığında kanserin artık kontrol edilebilir bir hastalık olduğunu biliyoruz. Elbette bugün tedavi başarıları %100 değil ancak 1950 ve 60’lı yıllarda tedavi başarılarının %20’lerin altında olduğu düşünülürse ne denli başarı sağlandığını anlamak mümkün. Teknolojideki gelişmeler, görüntüleme, tanı, destek tedavi, radyoterapi ve kemoterapi alanlarında, son zamanlarda immüno onkolojide inanılmaz gelişmeler yaşatıyor. Artık kanser tedavi edilebilir bir hastalık, hatta bazı türlerinde kronik hastalıktır diyebiliyoruz.

Ülkemizdeki onkolog sayısı yeterli mi?

Bilgilerime göre ülkemizde 700-800 civarında radyasyon onkoloğu, 600 civarında medikal onkolog, 100 civarında pediatrik onkolog var. Ülkemizde kanser tedavisi Batı standartlarında yapılabiliyor ancak 80 milyon nüfuslu bir ülke için bu sayıların yetersiz olduğunu söylemek yanlış olmaz. Onkoloji alanının tercih edilirliği artıyor. Bu açıdan, medikal onkoloji, radyasyon onkolojisi, pediatrik onkoloji alanlarında kadro sayısının artırılmasının doğru olacağını düşünüyorum. 

Ülkemizde kanser ilaçlarına ve bu alandaki sağlık hizmetlerine erişim zorlukları hakkında neler düşünüyorsunuz?

 Ülkemizde genel sağlık sigortası uygulaması, tıp eğitimi ve 3. basamak sağlık hizmetlerinin düzeyi kanserin tedavisinde önemli aşamalar alınmasını sağladı. Ayrıca tütün kontrolünün resmi olarak kabul görmesi ve uygulanması önemli aşamalar. Obezite, fiziksel aktivite, tuz kontrolü gibi konuların konuşuluyor olması önemli gelişmeler. Ancak ülkemizde kanser politikaları çok dikkatle izlenmeli ve uygulanmalı. Aslında kronik hastalıklara karşı ortak politikaların güçlendirilmesi tüm bu hastalıklarda mücadeleye hız kazandıracaktır. Kanımca ülkemizde hizmete erişim iyileşti ve kanser tedavisi ülkemizde başarıyla yapılabilmekte. Kanser tedavisinde başarının olmazsa olmazı, tecrübeli insanlardan oluşan bir takım oyunu olmasıdır. Bence bu iyileştirilmesi gereken alanlardan biri. Tedavideki ekip çalışmasında bazı merkezlerde ekibin tüm üyelerinin olmaması, hastaların merkez merkez dolaşmasına yol açabiliyor.