ŞAHİKA ERCÜMEN

Şahika Ercümen, kronik hastalığını spor sayesinde alt eden başarı hikâyelerinden biri. Şimdilerde Survivor yarışmasında verdiği “hayatta kalma mücadelesi”yle milyonların karşısına çıksa da aslında o, rüştünü çoktan ispat etmiş bir dünya rekortmeni… Takipçilerinin deyimiyle; gönüllerin şampiyonu!

Astım hastalığının ardından kendini su altına adayan Şahika Ercümen, 12 yaşında tanıştığı bu spor dalıyla kariyerinde 19. yılını geride bıraktı. 2001 yılından itibaren milli takımda yer alan, 2006’dan bugüne kadar da serbest dalış Türkiye rekorunu elinde bulunduran Ercümen, 6 dünya rekorunun da sahibi.

Küçük yaşlarda Çanakkale Sualtı Kulubü’ne girmesiyle başlayan ve dünya rekoruna uzanan örnek mücadelesi üzerine sohbet ettiğimiz Ercümen, “Ailemle bile görüşemiyorum” dediği Survivor’a gitme arifesinde Global Health’in sorularını yanıtladı.

“Benim için hayat ilk nefes aldığımda değil, ilk nefesimi tuttuğumda başladı” diyorsunuz. En uzun nefes tutma süreniz nedir? 

6 dakika.

Hayata bakışınızı ve kendinizi değerlendirmenizi istesek, sizin gözünüzden “Şahika” özetle nasıl biri? 

Hayatta mottom olan birkaç sevdiğim söz vardır, her yerde de söylerim, bunlardan biri; “Görmek istediğin değişimin kendisi ol!” Hayatımda her şeyde buna dikkat etmeye çalışıyorum. Çaresizlik içinde söylenen biri olmak yerine elimden ne geliyorsa yapmak, değişmek, gelişmek ve biraz da olsa insanlara ışık verebilmek. Çünkü biliyorum, gerçekten isteyince insanın ulaşamayacağı hedef yok! Azim ve tutkuyla hareket edebilmek çok mühim. Bir de doğanın bir parçası olduğumu unutmadan diğer tüm canlıların yaşam haklarını da koruyarak hayallerimin peşinden gidiyorum.

Milli gururumuz olan bir sporcumuz, aynı zamanda beslenme ve diyet uzmanısınız ve bu alanda yüksek lisans yapıyorsunuz. Pek çok sosyal sorumluluk projesinde gönüllü olarak yer alıyorsunuz. Kısacası, birçok şapkanız var. Bu tempoda zamanı nasıl planlıyorsunuz? 

Evet, çok koşuşturmalı geçiyor günlerim ancak işler bu kadar çok görünse de hepsi severek ve tutkuyla yaptığım işler. Dolayısıyla zamanın bir önemi kalmıyor ve fedakârlık gibi gözüken her şey keyfe dönüşüyor.

Yoga ve meditasyon, yaptığınız sporun bir parçası gibi görünüyor. Yoganın hayatınızdaki önemini ve gördüğünüz faydalarını özetler misiniz? 

Yoga kimilerine göre sadece vücudu esnetmek, kimilerine göre zihinsel olarak bir motivasyon; ama benim için zihin ve bedenin uyumu demek. Özellikle zor hareketlerde bile yüzümdeki gülümsemeden bu rahatlıkla anlaşılabilir.

Böylesine zorlu bir sporu başarıyla yapmanızda aynı zamanda beslenme uzmanı olmanızın da katkısı ve avantajı var mı? 

Asıl mesleğim diyetisyenlik. Mesleğim ve tutkumun bu kadar birbirini tamamlıyor olması da benim için çok büyük şans. Nasıl beslenmem gerektiğini ve ne zaman ne yemem gerektiğini çok iyi biliyorum. Un, şeker ve tuz yani 3 beyazdan uzak durmak ve bol bol su tüketmek altın kuralım. Fast food gibi besin değeri düşük, kalorisi yüksek yağlı gıdalardan uzak durmaya, sebze, bakliyat ve protein kaynaklarını tüketmeye özen gösteriyorum. Ayrıca pişirme yöntemleri de çok önemli. Yanlış pişirme yöntemleri, gıdaların besin değerlerini ortadan kaldırıyor.

Survivor’da kendinize ne kadar şans tanıyorsunuz? Sizi nasıl ikna ettiler, neden Survivor yarışmacısı olmak istediniz? 

Son yıllarda birçok kez Survivor teklifi geliyordu ancak yıl içinde rekorlarımız için yoğun bir programa girdiğimizden kabul edemiyordum. Ancak, şu anki dönem benim dinlenerek geçireceğim bir dönemdi zaten, tekrar bu teklif gelince de “Peki” dedim.

Survivor’a gitmenizi destekleyen fanlarınız olduğu kadar karşı çıkanlar da oldu. Onlara ne söylemek istersiniz? 

İyi ya da kötü, gelen tüm mesajlar benim için çok önemli çünkü bir saniye bile olsa o insanlar beni düşünmüşler, önemsemişler ve bir yorumda bulunmuşlar. Dolayısıyla ben de onların yorumlarını çok önemsiyorum ve benim için kaygı duyan, endişelenen herkesin sorumluluğunu da yanımda götürüyorum. Ben doğru duruşumdan vazgeçmeyeceğim, onlar da benden vazgeçmesin.